23 Mart 2012 Cuma

Türkiye'de Yeni Şirket Kültürü Üzerine - 2

Dünyada şirketleşmenin kültürel tarihinin, başka faktörler yanı sıra, ülkelerin soysal-kültürel gelişme tarihi ile de izdüşümü içinde olduğu kabul edilmektedir. Bugünün başlıca ülkeleri ABD, Japonya, İngiltere ve Almanya arasındaki şirket kültürüne ilişkin farklılıkların bu ülkelerin sermayesi paylara bölünmüş şirketlerle ilgili başlangıçtan itibaren benimsedikleri farklı hukukî çerçevelerin ve bu ülkelere özgü kültürel koşulların ve diğer çevre koşullarının da etkisiyle şekillendiği bir gerçektir.[1]
Ortadoğu ülkelerinin kültürel koşulları ve sosyal yapıları bakımından geçerli özelliklerin bu coğrafyadaki ülkelerin bugünkü durumlarını açıklamada etkili olduğu da kabul edilmektedir. Ortadoğu ülkelerindeki miras rejiminin servetlerin küçük parçalara ayrılmasına sebep olan İslam hukuku ilkeleri sonucunda bu ülkelerdeki ekonomik faaliyetlerin küçük işletmeler şeklinde örgütlenerek bugüne geldiği, bu durumun da batı ülkelerindeki büyük şirket yapılarıyla rekabeti güçleştirdiği görüşü güçlü bir tez olarak elimizdedir. Ortadoğu ekonomilerinde 100 yıldan daha önceki dönemlerin ekonomik yapılanmaları ile gayet uyumlu bir şekilde sürdürülen bu küçük ekonomik birimler, sonraki yıllarda Ortadoğu dışında gelişen ekonomik büyüklükler karşısında zayıf kalmıştır.[2]  
Toplumların ekonomik gelişme farklılıklarının kökenlerini açıklarken sadece maddî koşulları dikkate almak veya sadece kültürel koşulları dikkate almak yerine “medeniyet” kavramı çerçevesinde toplumların kültürel ve maddî özelliklerini birlikte dikkate alarak konuyu analiz etmenin daha akılcı sonuçlara ulaşmayı sağlayacağı belirtilmektedir.[3]
İslam’ın girişimciliği engelleyici olduğu tezlerinin geçerli olmadığını İslam tarihi göstermektedir. Çalışmalar da bunu doğrulamaktadır. Mesele, İslam’ın küçük işletmelerin büyük ölçekli ekonomik birimlere dönüşmesinde gösterdiği eksikliğin ve belki de gecikmenin açıklanması ve bunun aşılması ile ilgilidir.[4]
 Bu çerçevedeki bir bakış açısı 01.07.2012 tarihinde tamamına yakın hükümleri yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun tarihi önemini anlamak bakımından da faydalı olacaktır. Yeni TTK, bu topraklarda tabiidir ki bize özgü sebeplerle yeterli düzeyde gelişme imkânı bulamamış büyük şirketlerin artık daha yaygın ve daha etkin oluşması için tarihi bir fırsattır. Türkiye bu fırsatı iyi değerlendirmelidir ve değerlendirecektir. 
 
[1] John Micklethwait & Adrian Wooldridge (2003), The Company: A Short History of a Revolutionary Idea, Modern Library Paperback Edition 2005, Random House, New York, ss. 55-99.
[2] Timur Kuran (2002), “The Islamic Commercial Crisis: Institutional Roots of Economic Underdevelopment in the Middle East”, USC Center for Law, Economics & Organization Research Paper No. C01-12; http://papers.ssrn.com/abstract_id=276377 (Erişim: 15.03.2011)
[3] Timur Kuran (2008a), “Explaining the economic trajectories of civilizations: The systemic approach”, Economic Research Initiatives at Duke Working Paper Number 11, http://ssrn.com/abstract=1265121 (Erişim: 15.03.2011)
[4] Timur Kuran (2008b), “The Scale of Entrepreneurship in Middle Eastern History: Inhibitive Roles of Islamic Institutions”, Economic Research Initiatives at Duke Working Paper Number 10, http://ssrn.com/abstract=1265117 (Erişim: 15.03.2011)


21 Mart 2012 Çarşamba

Türkiye'de Yeni Şirket Kültürü Üzerine -1


Ortaklarının sınırlı sorumluluğu bakımından Türkiye’deki en yaygın şirketleşme biçimi olarak anonim şirket, sermayesi paylara bölünmüş ve bu sermayede pay sahibi olanların sorumluluklarının koydukları sermaye ile sınırlanmış olduğu, kâr etmek amacıyla oluşturulan bir varlık topluluğudur. Anonim şirketin birey (şahıs) işletmesinden temel farkı sorumluluğun işletmeye konulan sermaye ile sınırlı olmasıdır. Anonim şirketin pay sahibine (şirket ortağına) sağladığı “sınırlı sorumluluk” karşısında, birey işletmesinin ortağı işletmeye koyduğu sermayenin yanısıra bütün malvarlığı ile kişi olarak sorumludur. Bu sınırlı sorumluluk ilkesi, anonim şirketin çağımızda kazandığı önemi açıklayan en temel kavramdır. İngiltere’de haftalık yayımlanan The Economist dergisi, sınırlı sorumluluğu insanlığın gelişmesini sağlayan, tarihin en önemli buluşlarından birisi olarak ifade etmektedir.[1]
Anonim şirket, bir derneğe veya sivil toplum kuruluşuna benzemez; belli bir amaç veya ortak hedef etrafında birleşmiş insanlar topluluğu değildir. Temel amacı kâr elde etmek gibi bir eylem ifadesi olsa da anonim şirket, eylemleri ile ortak bir hedefe ulaşmaya çalışan bireylerin toplandığı bir oluşum değil, bir mal topluluğudur. Bu özelliği ile anonim şirket, iktisadi bir yapı olarak, olsa olsa gene bir mal ve hak topluluğu olan vakıf ile benzerlik gösterebilir. Vakıftan ayrıldığı nokta ise oluşturulmasındaki temel amacın farklı olmasındadır. Vakıf yardım, dayanışma veya yardımlaşma amaçları ile oluşturulabilen ve bu amaçlara yönelik faaliyetleri dolayısıyla gelir ya da kâr elde edebilmekle birlikte temel amacı gelir veya kâr elde etmek olmayan bir yapı iken, anonim şirket tamamen kâr amacı güden bir yapıyı temsil eder. Vakıf veya dernek faaliyetleri ticarî nitelik taşır hale geldiğinde Türkiye’deki vergi düzenlemeleri bu faaliyetlerin ayrı bir “ticarî işletme” yapısı içinde değerlendirilmesini öngörmektedir. Vakıfların ortaya çıkışı ve düzenlenme biçimi de aynı yaklaşımı temsil etmektedir. Vakıf veya derneğin ticari işler yapması vakıf veya derneğin amacını değiştirmez, etkilemez; ticarî işlerden elde edilecek gelir gene vakıf veya derneğin kendine özgü amaçlarına yönelik kullanılabilir.
Bu çerçevede anonim şirket, şirketin alacaklılarına karşı sınırlı sorumluluk taşıyan pay sahiplerinin kendilerine ait bir kısım mal varlığını (para, mal veya hak) şirket bünyesinde toplayarak kâr elde etmek amacıyla oluşturdukları bir yapıdır. Şirketin bünyesine giren mal varlığının yönetilmesine ilişkin hukuksal ve iktisadî düzen dernekler, vakıflar ve bireyler için öngörülen düzenlerden tamamen farklıdır ve kendine özgü kuralları ve işleyiş mekanizmaları vardır.
Şirkete sermaye koyan ya da borç veren varlık sahibi insan, malını vakfeden insandan veya parasını derneğe veya sivil toplum kuruluşuna veren insandan farklı bir beklenti ve hareket tarzı içindedir. Parasını anonim şirkete veren insan ile parasını vakıf, dernek veya sivil toplum kuruluşuna veren insan aynı dünyanın insanı değillerdir. Bu yüzdendir ki anonim şirkete sermaye koyan ve borç veren insanı diğer bütün varlık sahiplerinden ayrı bir yaklaşımla ele almak gerekmektedir.


[1] “Corporate Anonimity: Light and Wrong” The Economist, Avrupa baskısı, January 21st 2012, s. 15