28 Nisan 2012 Cumartesi

Sermaye Şirketi mi, Ticaret Şirketi mi?

Türkiye'de halen kurulu bulunan şirketlerin kesin sayısı hakkında resmen açıklanmış bir rakam bulunmamakla birlikte şirket türleri itibariyle yaklaşık gayri resmi rakamlar telaffuz edilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TUİK) 2002 yılı işyeri sayımına göre, Türkiye'de 2002 yılında 6.497.040 kişiye istihdam sağlayan 1.858.191 adet özel işyeri bulunmaktadır. 2012 yılı başlarında bazı kesimlerde konuşulan ancak kesin olmayan rakamlara göre, Türkiye'de halen 90.000 civarında anonim şirket, 500.000 civarında limited şirket mevcuttur. Kollektif şirket ve komandit şirketler bakımından bir tahmin yapmak gerekirse, bu şirketlerin her birinin ancak 100'lerle ifade edilebilecek sayılarda olduğu söylenebilir.

Anonim şirkete kıyasla daha alt bir ekonomik örgütlenme modeli olarak tanımlayabileceğimiz limited şirketlerin sayısı ile komandit ve kollektif şirketlerin sayısını bir terazi ile dengelemenin olanaksızlığı açıktır.

Peki, kollektif ve komandit şirket sayıları ile limited şirket sayısı arasındaki uçurumu nasıl açıklayabiliriz?

Bunun olsa olsa tek bir mantıklı açıklaması olabileceğini düşünüyorum: Kollektif şirkette ve komandit şirkette (payları bölünmüş komandit şirketteki komandite ortak hariç) tüm ortaklar bakımından SINIRSIZ sorumluluk söz konusudur. Oysa limited şirkette tüm ortaklar SINIRLI sorumludur.

Limited şirket ortağının şirketin borçlarından dolayı sadece koyduğu sermaye ile sınırlı olması, diğer bir deyişle limited şirketin borçlarını ödeyememesi ve batması halinde şirket ortağının şirkete koyduğu sermayeden başka bir yükümlülüğünün doğmaması konuyu açıklamaya yetiyor olsa gerek.

Komandit şirket ortakları ve kollektif şirket ortakları, aynı durumda, koydukları sermayeden başka tüm malvarlıkları ile şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olacaklardır.

Böylece, limited şirket ortağı hem şirket perdesi arkasında bireysel işletmenin bütün kontrol ve temsil olanaklarından yararlanmakta ve hem de şirket perdesinin sağladığı sınırlı sorumluluk gereklilikleri ile uyuşmayacak derecede riskler üstlenerek kâr hedeflerine ulaşabilmektedir.

Bu sınırlı sorumlu limited şirket ortaklığından sağlanan avantajların düzgün bir finansal raporlama ve denetim düzeni ile koruma altına alınmaması bir çok alacaklının ki buna bankalar da dahildir, hatalı raporlamalardan zarar görmesine yol açabilmektedir. Bu sonucun ortaya çıkmasında, eski TTK'nın şirketi tüzel kişilik olarak tüm paydaşlarına rağmen korumaya ve kapalı bir kutu olarak tutmaya yönelik hükümleri ve düzeni de etkili olmuş olsa gerektir. Bu değerlendirmeler anonim şirket pay sahibinin snırlı sorumluluğu bakımından da geçerlidir.

Yeni TTK, şirket perdesini aralamakta ve şirket paydaşlarının hepsine hizmet edecek bir finansal raporlama ve denetim düzeni ile Türkiye'nin önünü açacak bir ortamı hazırlamaktadır.

Bu yeni düzende hem sınırlı sorumluluk zırhını giyerek ve hem de şirket perdesini kalkan yaparak, engin maceralara atılmaya niyetli kişilerin açık (şeffaf) bir şirket kültürünü kabul etmeden yola devam etmeleri oldukça zor görünmektedir.

İster borç, ister sermaye olsun başkalarının parası ile risk üstlenmek isteyenlerin ya sınırsız sorumluluk veren kollektif şirket veya komandit şirket yapılarını tercih etmeleri ya da şeffaf, gerçek yüzünü herkese açan bir limited şirket ve anonim şirket kültürüne hazır olmaları gerekmektedir.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Uluslararası Denetim Standartlarına Giriş

Uluslararası Denetim Standartları (UDS) Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (International Federation of Accountants) tarafından yayımlanmaktadır.
UDS, denetimi yüzeysel veya parçalar halinde uygulanan veya kısmen uygulanan bir süreç olarak değerlendirmez. UDS’nin denetimi sürekli, geniş kapsamlı ve kendi bütünlüğü içinde tutarlı bir yaklaşımı ifade eder. Tek bir hesap veya finansal tablo kaleminin ya da sınırlı sayıda kalemin doğruluğu ile sınırlı değildir. Tüm hesap kalemlerini ve tüm finansal tablo kalemlerini tutarlı bir şekilde belirlenen önemlilik ölçüleri içinde değerlendiren bir süreçtir.
UDS, kendini hesaplara ve kayıtlara hapseden bir denetçi yaklaşımını da kabul etmez. İşletmeyi faaliyet alanını gözeterek ve yasal çerçeve dahil bütün çevresi ile birlikte kavrar. İşletmenin sürekliliği perspektifi muhasebe uygulayıcısı açısından olduğundan daha fazla bir önemle, denetçinin de gözlüğü gibidir. Dolayısıyla, işletmenin sürekliliğine etki etmesi muhtemel her türlü durum ve olay ve risk ve gelişme, yani her ne olursa olsun, denetçinin radarında olmak zorundadır.
UDS, işletmenin faaliyetlerini kısmen ya da belirli parçaları bakımından ele almaz. İşletmeyi bir tüm olarak ve faaliyet bölümleri ve birimleri arasındaki etkileşimin bu bütün üzerindeki etkilerini de dikkate alarak değerlendirir. İşletmenin çevresindeki etkenlerden kaynaklanan riskler ve işletmenin kendi bünyesinden, faaliyetinden kaynaklanan riskler denetçinin gözlem alanındadır. Bu yüküm, TTK 378 ile yasal olarak da bir zorunluluk halini almıştır. İşletmenin riskleri denetçinin çalışmasının odağıdır, en önemli unsurudur.
İşte UDS’nin gerektirdiği bu yaklaşım, Türkiye’de denetçilerin anonim şirkete bakış açılarını ve şirket hesaplarına yaklaşımlarını değiştirecek ve yeni şirket kültürünün gelişmesinde belirleyici olacaktır.